Râbıta ve Zikir Sünnet midir?
جزئیات سؤال
"Selamünaleyküm hocam. İskenderpaşa tarikatının öğrenci evlerinde kalıyorum. Bağlanma amaçlı değil barınma amaçlı, dersli falan da değilim çünkü tasavvufla değil ancak peygamberimizin hayatını yaşayarak cennete erişeceğimizi düşünüyorum. Bu tarikata bağlı olanlar rabıta ve zikir yapıyorlar ama beni rahatsız eden bu yaptıkları zikrin aynısını peygamberimizle(s.a.v.) Hz. Ebu Bekir’in mağaradayken yaptıklarını söylüyorlar. Kaynak olarak riyasüz'salihin'e baktım fakat böyle bir şeye rastlamadım.>Sizin de hadis alanında icazetli olduğunuzu biliyorum bu yüzden size sorma ihtiyacı hissettim. Böyle bir zikir yapılmış mı? Yapılmışsa ne şekilde yapılmış? Bunu merak ediyorum. Allah ilmimizi arttırsın."
Açıklama
Râbıta ve zikir, tasavvufî pratikler arasında yer alan manevi bağlanma ve Allah'ı anma yöntemleridir. İskenderpaşa tarikatı gibi bazı tasavvufî gruplarda bu uygulamalar belirli şekillerde yapılmaktadır.
İslami Hüküm
Hanefi mezhebine göre, zikir yapmak Kur'an ve Sünnet'te emredilen bir ibadettir ve sünnettir. Ancak râbıta, yani bir mürşide veya evliyaya manevi bağlanma şekli, Kur'an ve sahih hadislerde açıkça yer almayan, tasavvufî bir uygulamadır ve sünnet olarak kabul edilmez. Zikir ise Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve sahabeler tarafından yapılmış, teşvik edilmiş bir ibadettir.
Deliller
Zikirle ilgili en temel delil Kur'an'dadır:
“Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin.” (Âhzâb, 33/41)
Ve Peygamber Efendimiz'in hadisleri de zikri teşvik eder:
“Allah’ı çok zikredin.” (Tirmizî, Zikir 3)
Râbıta ile ilgili ise sahih hadislerde böyle bir uygulamaya dair açık bir delil yoktur. Hz. Peygamber (s.a.v.) ve sahabelerin mağarada yaptıkları zikirler, Allah'ı anmak ve dua etmek şeklindedir, râbıta şeklinde değildir.
Detaylı Açıklama
Değerli Müslüman, zikir ibadeti Kur'an ve Sünnet'te yer alan, Allah'ı anmak için yapılan güzel bir ibadettir. Peygamberimiz (s.a.v.) ve sahabeler, zikir ve dua ile Allah'a yönelmişlerdir. Ancak râbıta, yani bir mürşide veya evliyaya kalben bağlanmak, onların manevi hallerini ve halifeliklerini kabul etmek gibi uygulamalar, tasavvufî literatürde yer alır ancak sahih hadislerle desteklenmez. Bu nedenle Hanefi fıkhında râbıta sünnet olarak kabul edilmez, hatta bazı alimler bid'at olarak görürler.
İskenderpaşa tarikatında yapılan râbıta ve zikirler, tasavvufî bir gelenek olarak devam etmektedir. Ancak bu uygulamaların Peygamberimiz (s.a.v.) ve Hz. Ebu Bekir’in mağarada yaptıkları zikirle aynı olduğunu söylemek doğru değildir. Mağaradaki zikir, Allah'a sığınma ve dua etme şeklindedir, râbıta değildir. Ayrıca "Riyazü's-Salihin" gibi hadis kitaplarında da râbıta ile ilgili bir uygulama geçmemektedir.
Günümüzde zikir yapmak isteyen Müslümanlar, Kur'an ve sahih hadislerde geçen zikirleri tercih etmeli, Allah'ı anmanın çeşitli yollarını Peygamberimizin sünneti doğrultusunda yapmalıdır. Râbıta gibi tasavvufî uygulamalara katılmak ise kişinin kendi tercihidir ancak bunların sünnet olduğuna dair sahih delil bulunmamaktadır.
Diğer Görüşler
Diğer mezhepler ve tasavvufî gruplar râbıtayı farklı şekillerde yorumlar. Örneğin bazı Şafii ve Hanbeli alimleri tasavvufî râbıtayı bid'at olarak değerlendirirken, bazı tasavvufî ekoller bunu manevi bir bağlanma ve kalp huzuru aracı olarak görürler. Ancak genel olarak zikir ibadeti tüm mezheplerce kabul edilir ve sünnettir.
Sonuç
Özetle, zikir yapmak sünnet ve sevaplı bir ibadettir. Râbıta ise sahih kaynaklarda yer almayan, tasavvufî bir uygulamadır ve sünnet olarak kabul edilmez. Allah'ın zikriyle meşgul olmak en güvenilir yoldur.
Sizin de bir sorunuz mu var?
Aradığınızı bulamadıysanız, sorunuzu bize iletin. Fıkhi delillerle desteklenmiş ücretsiz yanıt alın.